Category: Genel

30
Kas

Beacon Teknolojisi Neden Kullanılmalı?

Amerika Birleşik Devletlerinde yayın yapan iş ve ekonomi yayını Business Insider‘ın analitik servisi Business Intelligence‘a göre ABD’deki en büyük 100 perakende zincirinin en az yarısı, Beacon teknolojisinden faydalanmanın gerekliliği üzerinde çalışıyor ve Beacon teknolojisini yaygınlaştırmak için uygulamalar geliştiriyor.

Beacon, düşük enerjili Bluetooth (Bluetooth low energy – BLE) teknolojisini kullanan konum tabanlı bir etkileşim teknolojisi aslında. Mantığı ise gayet basit ve açık. Pasif olarak sinyal yayan Beacon cihazlarından mesafeye bağlı olarak belirli bir mesajlar kullanıcıya ulaştırılabiliyor.

rsz_ibeacon

Analizlere göre 2018 yılının sonunda sadece ABD’de 4,5 milyon aktif Beacon vericisi olacak ve bunların 3,5 milyon tanesi perakende zincirlerinde kullanılacak. Şu anda da tüm dünyada Beacon teknolojisi ile uyumlu çalışabilecek 570 milyon Android ve iOS cihaz bulunduğu tahmin ediliyor. Özellikle yaygın olarak alışveriş merkezlerinde kullanılması, hem ürünün tüketiciye daha kolay ve etkili bir biçimde ulaşmasına olanak veriyor hem de alışveriş merkezi içinde bulunan mağazaların daha kolay reklam yapabilmesi sağlanıyor. Beacon kullanımının size müşteri profilinizin ya da giriş-çıkış istatistiklerinizin verilerini sağlaması da cabası.

Bir diğer taraftan, akıllı telefonların kullanım oranı her geçen gün büyük bir hızla artmakta ve akıllı cihazlar hayatımızın büyük bir çoğunluğunda yer alıyor. Dijital dünyada da sosyal medya gibi kanalları yoğun olarak kullanan yeni nesil tüketiciler için fiziksel dünya ile dijital dünyanın ortak noktasında bulunan iteknolojiler büyük önem taşıyor. Bu fırsat; üreticinin, tüketiciye ulaştırmak istedikleri reklam, veri, bilgi, kampanya, yenilik gibi unsurları için yeni bir araç oluşturuyor. Hem de bu tip teknolojilerin maliyetleri düşünüldüğü gibi çok yüksek değil. Kullanımı ve yaygınlaşması için de üst düzey bir bilgi birikimine ihtiyaç duymuyor. Ülkemizde de bu teknolojiyi geliştirmek için yapılmış girişimler bulunmakta. Kısacası bu tip teknolojilerin kullanımı hem maliyet açısından hem de kullanış kolaylığı açısından uygun.

22
Kas

Microsoft Windows 10’u Tanıttı

Microsoft kullanıcıları ters köşeye yatırarak Windows 9 yerine Windows 10’u tanıttı. Windows 9 yerine neden 10 rakamını tercih ettiklerini henüz bilmiyoruz ancak Windows 10’un isim olarak daha akılda kalıcı olduğu, bu etkenlerden biri gibi gözüküyor.

Windows-10

Windows 10, 2015 yılının ilk aylarında piyasa sürülmüş olacak. Kullanıcıların kolay kullanımı ve görsel anlamda tatmin olması için Microsoft elinden geleni yapmış gibi görünüyor. Windows 8’de olmayan, Windows 8.1’de ise sadece simge olarak varlığını devam ettiren “Başlat Butonu” ve “Başlat Menüsü” Windows 10’da yeniden kullanıcılarla buluşacak.

Joe Belfiore, yayınlanan videoda Windows 10 ile ilgili başlıca bilgileri kullanıcılarla paylaştı.

Videoda, başlat menüsünün geliştirilerek kullanıcılara sunulmuş olması. buna ek olarak çoklu masaüstü ve gelişmiş çoklu işlem özellikleri ile birlikte Windows 10’un yeniliklerini gözlemleyebiliyoruz.

Ayrıca Microsoft’un verdiği bilgilere göre Windows 10, 4 inç ekran boyutundan 80 inç ekran boyutuna kadar çeşitli cihazlarda kullanılabilecek.

21
Kas

Algı Yönetimi Nedir?

Toplumsal yaşamın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için en önemli araç olan iletişim genel olarak, insanların birbirleriyle fikirlerini paylaşması, sorunlarını çözmesi ve birbirlerini etkilemesi çerçevesinde tanımlanabilir. İnsanın toplum içinde bulunduğu konumlar, diğer insanlarla paylaştığı duygu ve düşüncelerin her biri iletişim değerine  sahiptir.

İletişimin temel işlevi, iletişim kurulacak kişilere karşı belirli bir etki yaratmaktır. Başka bir deyişle insanların birbirleriyle iletişim kurarken asıl amaçları, karşı tarafta istenen etkiyi bırakabilmek, kişileri ve kitleleri istenilen doğrultuda yönlendirmektir.

Kitlelere bir şeyi yaptırabilmek için üç etkili yol mevcuttur; para ile satın alma, zor kullanma ve inandırmak. Bu üç yol içerisinde en etkilisi ve kalıcı olanı ise kitleleri belirlenen şeye inandırmaktır. İşte tam bu noktada “algı” işin içine girer. Algı, bir şeye dikkati yönelterek o şeyin bilincine varma, idrak olarak tanımlamaktadır. Her algının bir anlamı vardır. İnsan beyni, algıladığı ölçüde düşünür. Düşündüğü ölçüde uygular.

“Algı Yönetimi” kavramı ilk kez ABD Savunma Bakanlığı içindeki birimler tarafından kullanılmıştır vetanımı şöyle yapılmıştır: Algı yönetimi, yabancıların her seviyedeki istihbarat birimleri ve liderleri de dahil olmak üzere, bu ülkedeki geniş kitleleri, kendi hedefleri doğrultusunda tavır almaları ve resmi adımlar atmalarının sağlamak amacıyla, seçilmiş bilgi akışını ve somut belgeleri yönlendirerek ya da reddiyesini oluşturarak, kitlelerin hislerini, güdülenmelerini, düşünce sistemlerini etki altına almaya çalışmak için yürütülen eylemlerin tamamıdır.

Algı yönetimi, çeşitli yolları kullanarak, gerçekleri yansıtma, gerçeği gizleme, yönlendirme ve çarpıtma gibi davranışları bünyesinde barındırır. Bu tanıma göre hedef kitlenin görüşlerini etkilemek için yapılan aktivitelerin tamamını içerir.

 

Algıyı Yönetmek, Kitleleri Yönetmektir.

Algı yönetimi kimilerine göre olumlu, kimilerine göre ise olumsuz bir kavram olarak düşünülmektedir. Olumsuz düşünenlere göre algı yönetimi, hedef kitleyi belirli bir çıkar politikası etrafında kandırmak, yönlendirmek ve amaca göre hareket etmesini sağlamaktır. Olumlu düşünenlere göre ise algı yönetimi, belirli bir ürünü veya hizmeti, kitlelere ulaştırabilmek, tanıtabilmek ve benimsetebilmek için kullanılabilecek en temel yoldur.

Algıyı yönetmek, iletişimin ne ölçüde sağlandığına bağlıdır. Eğer iletişim sağlıklı bir şekilde sağlanıyorsa, algı yönetimi kaçınılmazdır. Medya sektörünün, belirlenen iş hedeflerine ulaşmak için  kullandığı en temel yol algı yönetimidir. Bunun için ise belirlenen hedefin; algı yönetilecek kavram, ürün ya da hizmeti doğru ve tam bir şekilde alması gerekmektedir. Bunun için yazılı ve görsel medya aktif olarak kullanılmaktadır.

 

Algı Yönetimi kalıplaşmış bazı aşamalar çerçevesinde gerçekleşir.

 

1. Doğru kavramları kullanmak.

Hedef kitlenin algısını yönetebilmek için öncelikli olarak yapılması gereken, aktarılacak şeyleri doğrulara dayandırmaktır. Karşınızdaki kitle, aktardığınız şeylerin doğruluğunu ne kadar çabuk kabul ederse, algı yönetimi konusunda o kadar başarılı olursunuz. Diğer türlü yalancı veya sahtekar statüsüne düşebilirsiniz.

 

2. Belirlenen hedefin sosyo-kültürel, etnik özellikleri ve eğitim durumlarına göre hareket etmek.

Sağlıklı bir iletişim için, iletişim kurulacak topluluğun veya kitlenin her özelliği detaylı olarak analiz edilmeli, iletişimde kullanılacak bilgi düzeyi, verilmesi gereken mesajlar ve yönetilecek algının uygunluğu, hedef kitleye göre belirlenmelidir. Unutmayın ki, bir fikir, hizmet ya da ürün ne kadar mükemmel olursa olsun, bunları kullanacak kitlenin duygu ve düşüncelerine uygun değilse, başarılı olma şansınız yoktur.

 

3. Verilecek mesajın anlaşılır ve açık olması.

Bir insan, günde ortalama beş bin civarında reklam ve mesaja maruz kalmaktadır. Bu yoğun karmaşa arasında sizin insanlara sunduğunuz ürünün verdiği mesajın, belirlenen toplulukta nokta atışı bir etki bırakması ve diğer beş bin unsur arasında bir adım önde olması gerekmektedir. Bunun için de sadeliği esas almak en doğru çözüm olacaktır. Çünkü insanlar, gözlerine karmaşık gelen nesnelere bakmamayı tercih etmektedirler.

İnsan algısı seçicidir ve bu seçici özellik, algıladığı her nesneyi, mesajı ve buna benzer unsurları analiz eder. Bunun için insanların algısına seslenmek, o algıyı yönetebilmek için adeta bir kilit taşıdır.

 

4. Görselliğin ön planda olması.

İnsanlar bir konuyu ortalama %23 işiterek,%77 görerek anlıyorsa algıyı yönetmek için kullanacağınız birincil yöntem görselliğe önem vermek olacaktır. İlk bakışta insan algısı parçaları değil, bütünü görür. Örneğin, 25 fotoğrafı birleştirerek bir A harfi yaptığınızı hayal edin. İnsanlar ilk bakışta 25 küçük fotoğrafı değil, o fotoğrafların oluşturduğu harfi algılarlar. Bu yüzden verilecek mesajın, bütünü yansıtması gerektiğini sakın unutmayın.

Görsel algının yönetimi, genel algının yönetiminin neredeyse tamamıdır. Bu yüzden kullanılacak görsellerin; tam bir uyum içinde olması, göze hitap etmesi ve yönetilecek algının tüm özelliklerini özetleyecek nitelikte olması gerekmektedir.

Bunu bir örnekle açıklayabiliriz. Mona Lisa tablosu yerine sadece Mona Lisa’nın ellerini ayrıntılı olarak gösteren büyütülmüş bir fotoğrafla karşılaştığımızda, daha önceden tablonun tamamını defalarca gördüğümüzden ve tablonun bütününü canlandıracak parçasal veriler zihnimizde kayıtlı olduğundan, Mona Lisa’yı bütünsel olarak algılarız. Reklamcılar, bütünün en kolay algılanabilir parçasını izleyiciye verir ve bütünsel imge yaratılır. Yani insan kendiliğinden zihinsel bir sürece sokularak mesaj içeriğine dahil edilir. Doğal olarak bu durum, mesajın etkinliğini artırıcı bir rol oynar. Artık, birey mesajın parçası haline gelmiştir.

Günümüzde sıkça kullanılan “algı yönetimi” ya da bir başka deyişle “perception management”, iletişim alanındaki önemini her geçen gün daha fazla artırmaktadır. İnsanların gerçeklerden daha çok, algılarına inanması; algı yönetiminin ürünlerin pazarlanması, fikirlerin geniş kitleleri etkileyebilmesi ve bir toplumun belirlenen hedefe göre hareket ettirilmesi tamamıyla algı yönetimine bağlıdır.

Sonuç olarak, çevrenizde gördüğünüz her reklam panosu, izlediğiniz her film/dizi, her broşür veya afiş, dinlediğiniz her müzik, okuduğunuz her kitap, konuştuğunuz her kişi sizin algınızı yönetmeye çalışmaktadır. Bu algı yönetimini karşıdaki insan çoğu zaman bilinçli olarak yapmaz. Ancak  insan varsa, iletişim vardır. İletişim varsa algı vardır. Yani insan varsa algı da olmak zorundadır. İşte algınızın bu kadar değerli oluşu ve çevredeki her şeyin sizin algınızı yönetmeye çalışmasının sebebi budur.